logo

Soğuk Koşullarda Çekim Önerileri

Antarktika, Himalayalar, Pamir Dağları ve ülkemizin çeşitli dağlık bölgelerine çekim ya da tırmanış amaçlı birçok seyahat yaptığım bilindiği için, soğuk koşullarda kamera kullanımı ve dikkat edilecek hususlarda benden sıklıkla yardım ve bilgi isteyenler oluyor. Ben de, edindiğim bilgi ve tecrübeleri derleyip yayımlamak istedim.

Queen Maud Land, Antarktika
   Gelişen video teknolojileri nedeniyle artık video kameralarda neredeyse hiçbir mekanik aksam yok. Her şey elektronik devreler ve işlemciler vasıtası ile yapılıyor. Dolayısıyla, sıfırın altındaki ısılardan ya da aşırı ısı farklılıklarından etkilenecek mekanizmalar video kameralarda yer almıyor. Tabii bu durum, soğuk koşullar nedeniyle meydana gelecek olası sorunları tamamen ortadan kaldırmıyor. Bu tip koşullarda sorunsuz ve verimli çalışılması için dikkat edilmesi gereken bazı hususlar var.
   Öncelikle, soğuktan en çok etkilenen kamera parçası pil/akü oluyor. Soğukta çekim yapacaksanız yanınıza mutlaka bolca yedek pil almalısınız ve bu pillerin hepsinin şarjı tam olmalı. Kullanmadığınız zamanlarda dolu pillerin olabildiğince sıcak tutulması gerekiyor. Kullanılmasa bile, düşük sıcaklık nedeniyle piller çabuk boşalabiliyor. Kameranın üzerinde takılı olan ve o an kullanılan pile de büyük bir özen göstermek gerekiyor. Kayıt yapılmayan zamanlarda pili kameradan çıkartıp ceketinizin iç cebine ya da daha iyisi, vücudunuza temas edecek şekilde içliklerin içine koymak en iyi yöntem. Eğer bir dağ başındaysanız, kullanılabilecek tek ve en verimli ısı kaynağı vücut ısınızdır!
   Modern video kameralarda, pillerden sonra etkilenen ikinci parça, LCD ekranlar oluyor. LCD ekranlar, yapılarındaki sıvı (L harfi İngilizce’deki “Liquid” yani sıvı kelimesidir) nedeniyle, hava sıcaklığı -20 derecenin altına inince etkilenmeye başlıyor. Bu etkiyi, kameranın perde hızını(shutter speed) düşürdüğünüzde elde edeceğiniz görüntüye benzetebiliriz. LCD’de görünen bu görüntünün aksine kayıt böyle görünmüyor tabii; ancak bir süre sonra öyle bir hal alıyor ki, LCD kullanılmaz hale gelebiliyor. Bu durumlarda yapılabilecek tek şey; daha korunaklı olduğu için çalışma ihtimali daha yüksek olan, vizörü kullanmak. Eğer bu mümkün değilse veya vizör de soğuktan etkilenmişse, kamera kayıt edebildiği sürece çekime -göz kararı- devam etmek tek çare.
   Yıllar önce, Ilgaz Dağı’na yaptığım bir kış tırmanışına üç CCD’li profesyonel bir MiniDV kamera götürmüştüm. Dağda kamerayı çantasından çıkartıp açtığımda, ne ekranında ne de vizöründe görüntü vardı. Soğuktan etkilendiğini tahmin ederek tekrar çantasına yerleştirdim. Akşam olup çadırımı kurduktan sonra kamerayı tekrar çalıştırmayı denedim. Ekranda yine bir şey görünmüyordu; ancak biraz daha dikkatli baktığımda, aslında bir görüntünün olduğunu fark ettim. Diyaframı iyice açıp daha da dikkatli baktığımda ise ekranda sadece yeşil ve yeşilin tonlarında renklerden oluşan görüntü olduğunu anladım. Sadece yeşil ve tonlarının görünür olması, LCD ekrandan kaynaklı bir sorun olmadığına işaretti. Aklıma hemen CCD bloğu geldi. Çok büyük bir ihtimalle, kırmızı ve mavi renkleri algılayan CCD’ler donmuş ve sadece yeşil rengi algılayan CCD çalışır durumdaydı. O yıllardaki en iyi görsel efekt programları ile bile zor elde edilebilecek böylesi “video art” estetiğindeki görüntülerin, bir Ilgaz Dağı tırmanışını iyi yansıtamayacağını düşünerek kamerayı tekrar çantasına kaldırdım ve o faaliyette hiçbir görüntü çekemedim. Kamera ise, daha dönüş yolunda otobüste giderken çoktan kendine gelmişti.
   2010 Yılı’nda Antarktika’ya gitmeden önce aklımdaki en önemli soru, kameraların o koşullarda nasıl çalışacağıydı. Önlem olarak yapabileceğimiz tek şey, soğuk iklimlerde kullanım için özel olarak üretilmiş koruyucu kamera kılıflarından edinmekti. Porta Brace ve benzeri firmaların kutup koşulları için üretilmiş bazı kılıf modelleri var. Bu yalıtımlı kılıflar, içlerine ısıtıcı toz poşetleri de konulunca son derece etkili bir koruma sağlıyorlar. En azından kameraya direkt gelen rüzgarı engelliyorlar. Ancak, Antarktika’da günler geçtikçe, aslında bu kılıflara çok da ihtiyaç duyulmadığını fark ettik ve ekspedisyonun daha birinci haftasının sonunda, artık bu kılıflar takılı değilken de hiç sorunsuz çekim yapabiliyorduk. Tabii bu durumu sağlayan en önemli faktör; ciddi bir fırtına ve şiddetli rüzgara maruz kalmamış olmamız. Benzeri bir çekim koşuluna gidilecekse, en azından su (dolayısıyla rüzgar da) geçirmez bir kamera kılıfı edinilmeli. Unutmayın, hava sıcaklığı -10 derece olabilir; ancak rüzgar etkisiyle hava sıcaklığı 10, hatta 20 derece daha düşebilir! Eğer kullanacağınız kamera ya da lense uygun bir kılıfı piyasada bulamıyorsanız veya bu işi ithalat yöntemiyle halletmek istemiyorsanız; o zaman ülkemizde sipariş üzerine özel kılıflar üreten bir firma ile irtibata geçebilirsiniz. Antarktika’da kullandığım Fujinon marka 520 mm’lik lens için piyasada haliyle bir kılıf yoktu. Biz de “Survival” markası altında çanta ve benzeri tekstil ürünleri üreten firma ile irtibata geçip özel bir kılıf yaptırdık. Neredeyse mükemmel çalışan bu yalıtımlı kılıf sayesinde lensi, hem darbe ve sarsıntılardan hem de direkt gelen soğuk rüzgarlardan korumuş olduk.

Özel üretim bir lens koruma kılıfı
 
   Kameraların aşırı ısı farklarına maruz kalması sonucu oluşan buğlanma da soğuk koşullarda çekim yapılırken karşılaşılabilinecek önemli sorunlardan biri. Soğuk bir koşulda çekim yaparken ara verip daha sıcak bir ortama girecekseniz ve bir süre sonra tekrar soğukta çekime devam edecekseniz, kamerayı soğuk olan ortamda bırakmak en iyi hareket olur. Aynı şey, tam tersi durumlar için de geçerli tabii. Eğer çalışır durumdaki bir hamamda çekim yapacaksanız; kamerayı en az iki kat poşete sarıp çekimden en az bir saat önce hamama koymalısınız. Isı farkı nedeniyle bir kez yoğuşan bir lensin tekrar kullanılabilir hale gelmesi, ortam şartlarına göre değişiklik göstermekle birlikte, zaman zaman bir saati bulabilir. Daha kötüsü, aşırı ve ani ısı farkı nedeniyle kameranın yüzeyinde oluşan yoğuşmanın aynı şekilde kameranın içinde de oluşabileceğini ve bu nedenle kameranın kullanılmaz hale gelebileceğini de unutmamak gerekiyor.

   Kamerayı kullanan operatörün giyimine de değinmek istiyorum. Doğa koşullarında her zaman katmanlı giyim prensibini uygulamak gerekiyor. Eğer, soğuk bir doğa koşulunda çalışacaksanız en alt katman olarak içlikler, ara katman olarak polar ya da benzeri bir yalıtım katmanı ve dış katman olarak su, rüzgar geçirmez ve nefes alır astarlı bir ceket tercih etmelisiniz. Vücut, ısısının %60’ından fazlasını boyun ve baş bölgesinden kaybeder. Dolayısıyla, en dikkat edilmesi gereken bölgeler de bu bölgelerdir. Bere ya da yüz maskesi, ayrıca gerekirse dış katman ceketin başlığı ile bu bölgeler korunmalı. Ellerimizi ve ayaklarımızı vücudumuzun kaloriferi gibi düşünebiliriz; bu bölgeler sıcak tutulursa, kan dolaşımıyla oralardan geçen kan ısı kaybetmez. Ancak; iyi korunmazsa, dolaşımla geçen kan, ısı kaybeder ve vücut, kaybedilen bu ısıyı telafi etmek için ekstra enerji harcamak zorunda kalır. Tripodlar genellikle metalik malzemelerden üretilir ve dolayısıyla ısıl iletkenlikleri yüksektir. Soğuk bir ortamda kullanılırken, tripodların ortamdan da soğuk olmasının nedeni de budur. Elleri, hem tripodlara dokununca meydana gelen kondüksiyon tipi bu ısı kaybından hem de havanın soğuğundan korumak için mutlaka eldiven kullanılmalı. Piyasada, gerektiğinde uç kısmı katlanıp parmaksız hale gelebilen tek parmak eldivenler var. Çekimlerde kullanmak için en pratik ve yüksek korumalı eldivenlerin bu tip eldivenler olduğuna inanıyorum. Bu eldivenlerden bulanamaz ise; içe ince bir kat ipek eldiven, onun dışına da yalıtımlı bir tek parmak eldiven giyilerek koruma sağlanabilir ve gerektiği durumlarda dış kat eldiven çıkarılarak parmak hassasiyeti gerektiren ince işler aşırı ısı kaybedilmeden yapılabilir. Ayrıca, eğer soğuk bir ortamda uzun süre çekim yapılacaksa, mutlaka tripod kullanılmalı; çünkü aktüel çekimler esnasında kamera elde ya da omuzdayken genellikle eller de kalp hizasından yüksekte kalır. Ellerin uzun süre kalp hizasının üstünde kalması da dolaşım sistemini etkiler ve ellerin daha fazla üşümesine neden olur.
 
Ulvetanna Dağı, Antarktika
     Bir çekim süresince sahip olduğumuz en değerli malzeme, içine görüntüleri kaydettiğimiz ve henüz aktarmadığımız kartlardır. Diğer tüm malzemelerin tamiri ya da telafisi mümkündür. Ancak, tüm gün çalışıp çektiğimiz ve belki de içinde bir daha tekrarlanamayacak anların kayıtlı olduğu hafıza kartlarına kesinlikle çok dikkat etmeliyiz. Eğer soğuk bir coğrafyada bulunuyorsanız büyük ihtimalle yerde kar da vardır. Olabildiğince büyük kapasiteli hafıza kartlarını kullanmak, o koşullarda sürekli kart değiştirme zahmetine girmenize ve bu değişiklik esnasında kartı kara düşürüp kaybetme olasılığını azaltmanızı sağlayabilir. Dolu kartları darbe ve sudan koruyarak taşımanın en etkili yolunun, benim de uzun yıllardır kullandığım, Pelican marka hafıza kartı kutuları olduğunu düşünüyorum. Bu son derece sağlam, su geçirmez ve sert polikarbondan üretilmiş kutular, en değerli malzemeniz olan hafıza kartlarını her türlü dış etkenden koruyabilirler.
Pelican 0945 Case
   Son olarak, karlı koşullarda yapılan çekimlerin görsel ve estetik yönleri ile ilgili bazı önerilerde bulunacağım. Karlı doğa şartlarında çekim yaparken UV, ND, polarize ve degrade filtrelerin yanınızda bulunmasında büyük fayda var. UV filtre, güneş ışığındaki mor ötesi ışınımı azaltmak ve bu ışınımların video kameralar tarafından üretilen görüntülerdeki olumsuzluklarını azaltmak için, ayrıca lensi korumak için kullanılmalı. Yüksek irtifalarda bu mor ötesi ışınımın çok daha fazla olduğunu da hatırlatmakta fayda var. ND filtre, hem lensin en kapalı diyafram değerinin yetmediği aydınlık koşullarda, özellikle güneşli günlerde ışığı kontrol altına almak, hem de alan derinliği ile oynayabilmek için kullanılabilir. Polarize ve degrade filtreler de, özellikle gökyüzünün maviliğini bir miktar daha belirginleştirmek ve daha kontrastlı bir görüntü elde etmek için kullanılabilir. Karlı koşullarda kesinlikle otomatik diyafram kullanılmamalı. Etraftaki aşırı direkt ve kardan yansıyan ışık nedeniyle, kameranın dahili pozometresi yanılabilir ve çektiğiniz asıl objenin ya da kişinin olması gerektiğinden daha karanlık görünmesine neden olabilir. Aynı şekilde, otomatik beyaz ayarına da güvenilmemeli ve manuel beyaz ayarı yapılmalı. Tıpkı herhangi bir güneş ışığı kaynaklı dış mekan çekiminde önerildiği gibi, karlı dış mekan çekimlerini de mümkünse günün ilk ya da son saatlerinde yapmakta fayda var. Böylece hem daha yumuşak bir ışık ile çalışmış olunur, hem de özellikle gün batımına yakın oluşan, kırmızı ve turuncu tonların hakim olduğu çok güzel bir ışık yakalanabilir.